“Yediklerimizin İçeriği Gerçek Olmalı”

0

Sevdanur BİLGE – Gizem PARLAYANDEMİR

 

“Bugün tüysüz tavuk üretildi. Bunun amacı, tüye harcanan enerji ve yem maliyetinin çok yüksek olması. Eskiden dört kilo yem yiyerek bir kilo et elde edilirken,  şimdi 1,7 kilo yemle bir kilo et üretiliyor ancak bu et ilk üretimdeki etle aynı et değil. Bu kadar eksikliği birleştirdiğinde hiç akla hayale gelmeyecek eksik bir beslenme ortaya çıkıyor.”

 

“İnsan, mezarını dişleriyle kazar.” deyişi, yediğimiz besinlerin sağlığımızı ne kadar çok etkilediğini anlatıyor. Beslenme, insanlığın önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Dünyanın bir kısmı açlıkla bir kısmı obeziteyle mücadele ediyor. Dünyanın bir kısmı açlıkla bir kısmı obeziteyle mücadele ederken, beslenme, insanlığın önemli gündem maddelerinden biri hâline geldi.

DSC_5728

Biz de beslenme ve diğer alışkanlıklarımızın sağlığımıza etkileri ile ilgili olarak İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yavuz Dizdar’ın görüşlerine başvurduk. Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Yavuz Dizdar, sağlıklı beslenmeden teknolojik araçların sağlığımıza olan etkisine, endüstriyel gıdaların yol açtığı hastalıklardan popüler bir konu olan diyetlere, bilinçli ilaç kullanımından tarım ilaçlarına kadar pek çok önemli konu hakkında ayrıntılı bilgi verdi.
Sağlıklı beslenme konusunda temel sorunun besin içeriklerinin değişimi olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Dizdar’a göre, sağlıklı beslenme şu demek: “İçeriğin gerçek içerik olduğu yani peynir yiyorsanız bu hakikaten peynir, yoğurt yiyorsanız bu hakikaten yoğurt ya da tavuk yiyorsanız yediğiniz gerçekten tavuk olduğu sürece, sizin sağlıklı beslenme şansınız zaten çok yüksek ve bir eksiğiniz ortaya çıkmıyor.”
Başta kanser vakaları olmak üzere çeşitli hastalıklar ile yediğimiz besinler arasındaki ilişkiler hakkında çalışmalar yapan Yrd. Doç. Dr. Dizdar, eksik beslenmenin, daha doğrusu bozulmaz gıdanın bir şekilde vücudu çözebileceği sonucuna varmış: “Hücrenin kontrolünü sağlayan, hücrenin kendisi değil, hücre dokusunun içerisindeki moleküllerdir. Uzun süre sürdürülen eksik beslenme sonucu, hücrelerin etrafındaki molekül yapısının bozulmasına bağlı olarak hücrenin kontrolden çıkması da olası. Nitekim hastalıkların arttığını görüyoruz ama hepsi de bizim bildiğimiz saldırgan kanser formunda seyretmiyor.

 

DSC_5766

 

“Teknolojik Araçların Kanserle İlişkisi Kanıtlanamıyor”

 

Kamuoyunda efsane gibi dolaşan dedikodulardan biri de, kullandığımız teknolojik araçların kanser yaptığı yönündeki iddialar. Ancak Yrd. Doç. Dr. Dizdar’ın belirttiğine göre, günlük hayatımızın içinde sıkça kullandığımız teknolojik araçların kanserle ilişkisi kanıtlanamıyor ve bu konuda yapılmış ayrıntılı bir çalışma mevcut değil.

 

“Son 20 yıl içerisinde hayatımıza giren çok fazla yeni şey var. Teknolojik araçlar, diğerlerinin içerisinde en iyi irdelenmiş olanları. Özellikle cep telefonları, manyetik dalgaların etkileri. Yapılan onca irdelemeye, analize rağmen bugüne kadar elle tutulur bir şey bulunamadı ki hayatımızda bulunma süreleri Türkiye açısından 29 yıl, diğer ülkelerde ise çok daha eskidir. Çünkü cep telefonu dediğiniz zaman, bunun bir kaydı var. Konuşma miktarını biliyorsunuz. Kulağınıza tuttuğunuzu biliyorsunuz. Dolaysıyla bazı hesaplamaları çok rahat yapabiliyorsunuz. Ona rağmen çok belirgin bir ilişki gösterilemediyse bu teknolojik cihazlar, internete bağlı sistemler gibi konularda kanser yapar diyebilmek, mümkün olmaktan giderek uzaklaşıyor.”

 

“Gıda Endüstrisi Saflaştırılmış Şeker Kullanmamalı”

 

Gelişen teknoloji dünyasında oyun bağımlılığının yanı sıra ekran bağımlılığının da çocuklar için zararlı olduğunun altını çizen Yrd. Doç. Dr. Dizdar, “Yüz yüze bakamayan, konuşamayan ama ekran üzerinden kendisini ifade edebilen bir nesil ile karşı karşıya olduğumuzu” belirtiyor.

 

Çocukların zamanından çalan bu durumu “ekran bağımlılığı” olarak tanımlıyor; çocuklar ve gençler başta olmak üzere, toplum için bir diğer tehdidin de saflaştırılmış şeker içeren ambalajlı ürünler ve meşrubatlar olduğunu söylüyor.

 

“Araştırmalar, serbest fruktozun toksik olduğunu gösteriyor. Bu tartışılacak bir konu değil. Çünkü farelere % 20’lik fruktoz konsantrasyonunu 3-5 gün içirseniz bile hayvanlar kesin diyabet oluyorlar, şeker hastalığına tutuluyorlar. Biz günlük yaşamda bu maddeyi en çok meşrubat aracılığıyla almaktayız. Meşrubat endüstrisinden beklentimiz, bu maddenin kullanılmaması, kullanımının azaltılmasıdır. Bu madde tat değişikliğine de neden oluyor; ama meşrubatın içine aşırı miktarda buz koyarak ya da soğuk içirterek bu sorunu ortadan kaldırabiliyorlar. Fakat bu durum, sağlık açısından baktığınızda bir birikici soruna işaret etmekte.”

 

Endüstriyel gıdayı daha önce tercih etmiş olan Batı ülkelerindeki durum irdelendiğinde, çeşitli hastalıkların görülmesinde beslenmenin etkisinin izlenebileceğini belirten Yrd. Doç. Dr. Dizdar, hiperaktivite sendromu, otizm, obezite, diyabet, kanser gibi hastalıkların bu sebeple ortaya çıktığının altını çizerek, bu hastalıkların Batı’daki kadar olmasa bile bizde de çoğalmaya başladığı uyarısında bulunuyor.

 

DSC_5797

 

“İdeal diyet yaptığımız diyettir”
Yrd. Doç .Dr. Dizdar’a göre ideal diyet, herkesin kendine uygun yapabildiği diyettir. Zira “her insan kendi bedeninin ritminden bir şekilde haberdar oluyor. Nasıl kilo alıp verebileceğini de biliyor.” Asıl sorun, “gıdanın aşırı işlemden geçirilmesinin, gıdanın içindeki enerji yakan unsuru da ortadan” kaldırması. “Bunu bir görüş olarak beyan ettim; çünkü protein ağırlıklı diyetlerin ortak özelliği, bu unsuru çok fazla içermektedir ve dolayısıyla protein tüketmek, ek olarak kolay zayıflatmaya neden oluyor; çok sağlıklı olmasa da. Ama öbür türlü verilen diyet rejimlerinin büyük bir kısmı, siz aşırı miktarda kalori tüketimini azaltmazsanız etkili olmuyor. Soru zaten bunun üzerine geldi. Gıdanın içinde bir unsur var; bu onun hem hep bozulmasına neden oluyor hem de aynı zamanda enerjinin yakılmasından sorumlu. Çünkü düşündüğünüz zaman, biyolojik süreçler birbirine dönüşüm içerisinde. Anlayabildiğim kadarıyla bu dönüşümün olmasını sağlayanların başlıcaları sülfürlü aminoasitler; bunların gıdanın içerisinde gerçek anlamda bozulmamış bulunması gerekiyor. Bunlar sıcaklık ve basınç reaksiyonuna çok hassaslar ve hızla oksitlenerek başka etkin olmayan bileşiklere dönüşüyorlar. Bunun sonucunda da siz aynı kalorideki gıdayı bile alsanız, o kalori harcanamıyor ve sizde bir şekilde yağa dönüştürülüp depolanıyor.”

 

DSC_5785

 

“İlaç kullanımıyla statü elde edilmeye çalışılıyor”
İlaç kullanımda doktorun verdiği ilacı kullanmak yerine başka bir hastanın tavsiyesini baz almanın, dünyanın her tarafında var olan bir yaklaşım olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Dizdar’a göre, önemli bir diğer husus da, statü için yanlış ve gereksiz ilaç kullanımı. “Her hâlükârda hekime başvuracak bir şikâyeti varsa da, sosyal kültür durumuna bakıldığında, ilaç kullanmak kişiye bir ayrıcalık bile sağlıyor olabilir. Yani toplum içindeki yeri farklılaşabilir. O nedenle ‘Ben de bu ilaçtan alayım.’ ya da ‘Ben de bir ilaç alayım en azından.’ şeklinde düşünen vatandaşlarımızın sayısının az olduğunu zannetmiyoruz. Bu, gereksiz ilaç kullanımını da körüklüyor, yanlış ilaç kullanımına da neden oluyor. İlaçları, doktorun önerisi üzerine ve şikayetimiz varsa kullanmalıyız.”

 

 

Share.

About Author

Comments are closed.