Sosyal Medya ve İfade Özgürlüğü Konferansı Gerçekleştirildi

0

AJANS ÜNİVERSİTE – Gözde AVCI

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nce düzenlenen” Sosyal Medya ve İfade Özgürlüğü Konferansı” İstanbul Üniversitesi Kongre Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Konferansa Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Adem Sözüer ve hocalarından: Prof. Dr. Nihat Bulut, Prof.Dr.Abdurrahman Eren, Yard.Doç.Dr.Gülay Arslan Öncü, Prof.Dr.Mahmut Koca, Yard.Doç.Dr.Selman Dursun katıldı.

Prof.Dr.Nihat Bulut’un başkanlığında gerçekleşen ilk oturum, Prof. Dr. Abdurrahman Eren’in konuşmasıyla başladı. “Hakim ve Savcılar Açısından İfade Özgürlüğü” başlıklı konuşmasında ifade özgürlüğünün, insan hakları içerisinde çok büyük yeri olan temel ve ana bir hak olduğunu, inanç özgürlüğünden kitle iletişim özgürlüğüne, sanat özgürlüğüne birçok özgürlüğün koruma alanını belirleyen bir çerçeve olduğunu söyleyen Eren, konuşmasına şöyle devam etti:

 

_DSC0533

“Son dönemde Türkiye’de de sizlerin de takip ettiği gibi yargı gerçekten de ciddi bir sorun haline geldi. Bir türlü yargıdaki kurumsallaşmayı, yargıyla ilgili sistemi oturtamadığımız için sürekli her gün yargı üzerinden birçok tartışma geliyor. Zaman zaman savcılar ellerine bildiriyle adliye önlerinde açıklama yapıyor, bazen de televizyonlarda tam bir parti temsilcisi gibi çok rahat eleştirip konuşuyor. Hakim ve savcıların bu tarz tutum ve davranışları insan hakları anlamında ifade özgürlüğü kapsamında korunması gereken davranışlar doğru davranışlar mı yoksa, aslında insan hakları hukuku anlamında bu yetkileri aşan davranışlar mı burada bunu anlatacağım” dedi ve ekledi:

“Herkes insan haklarına doğuştan sahiptir ve kişiler arası hiçbir ayrım yoktur. Yalnız hakları kullanmaya geldiğimizde bu kullanmada sınırsız davranamayız. İnsan hakları, insan doğasından kaynaklandığı için bu doğal hak kapsamında bunun hangi alanlarının kullanılmasının meşru olup olmadığını belirlemek pozitif hukukun alanına giriyor. İşte burada pozitif hukuk bu tip kullanım alanlarına ilişkin düzenlemeler ve sınırlamalar yapabilir. Kamu görevlileriyle sivil kişiler farklı olabileceği gibi kamu görevlileri de kendi içerisinde kendi sıfatına bağlı olarak görev ve sorumluluk kapsamında ifade özgürlüğü farklı farklı sınırlanabilir. Örneğin, bir gazeteci somut bir bilgiye dayanmadan, kaynağını göstermeden birtakım kanaatleri açıklayabilir. Ya da diyelim ki askersiniz ya da mit görevlisisiniz o zaman sizin ifade özgürlüğü daralabilir, kullanmanıza farklı sınırlamalar getirilebilir.

İfade özgürlüğü bugünkü uluslararası sözleşmeler çerçevesinde baktığımız zaman üç konuyu içeriyor. Bilgiye erişme o bilgiden kendince serbestçe bir kanaat oluşturma ve bilgileri açıklayabilme gibi üç boyutu var.  Kanaat sahibi olma ifade özgürlüğü mutlak dokunulmaz alanını oluşturuyor.  Bilgiye erişme ve ifade açıklama özgürlüğüne geldiğimiz zaman bu mutlak değil, sınırlanabilir bir alan. Kısaca hakim ve savcıların ifade özgürlüğü vardır, ancak kendi sıfat görev ve sorumluluğu çerçevesinde kullanması gerekir.”

Yrd.Doç.Dr.Gülay Arslan Öncü ise ” İnternet ve İfade Özgürlüğü” adlı konuşmasıyla devam etti.

İfade özgürlüğünü içeren, 10.maddenin sadece ifadenin içeriğini korumakla kalmadığını, bu ifadenin nasıl yayılacağına ilişkin araçları da güvence altına aldığını söyleyen Öncü,  10.maddenin sınırlandırılabilen bir madde mutlak bir hak değildir, bazı koşullar altında sınırlanabilir dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Frank Larose şöyle söyler: ‘ İfade özgürlüğüne ilişkin bir raporunda bilgi çağındaki çok az icat internet kadar devrimci sonuçlar doğurmuştur.’  Arap Baharı’ndan birçok meseleye kadar hepsinin arkasında internetin etkili kullanılması yattığı söylenir. İnternet özgürlüğü sadece ifade özgürlüğünü etkilemekle kalmaz birçok hakkın kullanımı bakımından da son derece önemlidir. Bunlarda birisi de toplantı ve gösteri hakkıdır. İnternetle birlikte insanların tek taraflı bilgilendirilmesinden interaktif olarak karşılıklı görüş alışverişinde bulunma dönemine geçilmiştir. İfade özgürlüğü kullanımı bakımından internet, dijital alan, dijital medya son derece önemli bir alan haline gelmiştir.”

Konuşmasını sonlandırırken erişimin engellenmesi meselesinden de bahseden Öncü, bir web sayfasına yasak getirildiği zaman web sahibinin, içerik sağlayıcının yada web sayfaları kullanıcılarının bilgilendirilmediği ve  diğer makamlar ulaşmadığı ekledi ve yasanın bu eksik yönünü belirtti.

 

_DSC0622

İkinci oturum Hukuk Fakültesi Dekanı Adem Sözüer  başkanlığında başladı ve Prof.Dr.Mahmut Koca’nın “Basın özgürlüğü, İfade özgürlüğü, Masumiyet karinesi ve Lekelenmeme Hakkı” başlıklı konuşmasıyla devam etti.

Koca, basın özgürlüğünün, özgürlükçü demokratik  toplumun  temelini oluşturan bir özgürlük  olduğunu belirtti ve basın özgürlüğünün iki yönlü olduğunu söyledi ve :

“Basın kamuda olup bitenleri doğru aktarmak suretiyle toplamdaki fertlerin siyasi tercihlerinin yönlendirmesinde de önemli bir fonksiyon görür . Olan bitenler konusunda gerçek doğru bilgi topluma iletildiği zaman toplumun fertleri siyasi kanaatlerinin bu bilgiler doğrultusunda oluştururlar ve bu kanaatleri  doğrultusunda gelecek seçimlerde ülkenin yönetiminde kimin söz sahibi olacağı konusunda tercihlerini belirtirler. Dolayısıyla basının toplum üzerindeki etkisi  basın özgürlüğü bu bakımdan ülke siyasetini yönlendirmek bakımından da hayati bir önem taşıyor. Basın özgürlüğünün de bir takım daha üstün değerler adına sınırlandırılmalarının da getirildiğini görüyoruz gerek anayasada gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde bu sınırlamalar belirtilmiştir. Bu sınırlamaların en önemli sebeplerinden birisi de masumiyet karinesinden yararlanma hakkı ,kişilerin lekelenmeme hakkı oluşturuyor. Yani basın adli haberleri verirken adli haberlerin gerek verilişinde gerek içeriğinde dikkatli olmak zorundadır. Masumiyet karinesinden yararlanma hakkının üç sonucu olduğunu görüyoruz. Bunlardan birincisi, mahkeme heyeti henüz bir yargılamaya başlamadan bir ön kanaat oluşturmaması ve suçlu olduğu yönünde peşin hükme sahip olmaması gerekiyor. İkincisi, iddia yükünün ispatının iddia edene ait olmasıdır. Yani masumiyet karinesinin çürütebilmesi için suçlanan merciinin o kişinin masum olmadığına yönelik olan delilleri mahkemeye getirmesi ve bu deliller doğrultusunda yapılan yargılama sonucunda kişinin suçluluğuna karar verilmesi gerekmektedir. Üçüncü sonuç ise, eğer bu başarılamazsa şüpheden sanık yararlanır kuralı geçerlidir. Burada en önemlisi birinci sonuçtur ve ceza mahkemesinin yapılmasının gerekçesini ve sanığa tanınan tüm hakların gerekçesini oluşturur” dedi.

Basın yoluyla yargılama yapılamayacağını belirten Koca, basın henüz hakkında soruşturma başlamayan ya da soruşturma başlanmış olmakla birlikte henüz bir iddianame düzenlenmiş olmayan daha mahkeme önüne çıkmamış bir kişiyi kamuoyunda suçlu olarak gösterilemeyeceğini söyledi.

Devlet yetkililerinin beyanatlarında açıklamalarında bir suçun şüphelisi olan kişilerin suçlu olduğuna yönelik açıklamalardan kaçınılmalı suçlu olduğuna yönelik algı doğuracak bir takım beyanlardan sakınmalarının, mahkeme yerine kendilerini geçirmemeleri  gerektiğini söyledi ve bizim ülkemizde bunun çok ihlal edildiğini ekledi.

Son olarak  Yrd.Doç.Dr.Selman Dursun’un Haber Verme Hakkı, Gizliğin İhlali Ve Adil Yargılama Yetkilerine Teşebbüs adlı konuşmasında:

Dursun, basının haber vermesinin onun  hak ve görevi olduğunu söyledi ve şunları dedi:

“Haber verme hakkı, suç öğretisinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak fiili suç teşkil etmesini hukuka aykırı unsurun gerçekleşmesini önleyen bir hak. Haber vermede görünüşte gerçeklik koşulu karşımıza çıkar. Burada görünüşte vurgusu önemlidir, çünkü o anki veriler  ve güncellik önemlidir. Kamu yararı ve toplumsal ilgi olması önem  taşır. Düşünsel bağ ve ölçülülük olması gerekir. Olgudan bağımsız olarak kişiler ifadeler görüşler  olmamalıdır.

Gizliğin ihlali haber verme hakkının sınırlarını teşkil ediyor. Ceza mahkemesi kanunundaki bir takım yaptırımındaki kuralları teşkil ediyor. Bu kanunda soruşturma evresinin gizli olduğu belirtilir. Suçsuzluk suçlu sayılmama karinesi vardır bu bağlamda soruşturma evresinde gizlilik vurgusu yapılmıştır. Kovuşturma alenidir ama bazı nedenlerde kapalı yapılabilir. Adli yargılanmayı etkilemeye teşebbüs bir amaç suçu yargı görevi yapan kişileri etkilemek amacıyla aleni beyanda bulunmadır. Cezası daha önce hapis ceza iken yapılan değişiklikle adli para cezasına dönüştürülmüştür.”

Konferans öğrencilerin soru sorması, cevaplanması ve konuşmacılara plaket verilmesiyle sona erdi.

 

Share.

About Author

Comments are closed.