“Şiddetsiz İletişim” mi? Kolay!..

0

Prof. Dr. Nilüfer Sezer – İletim Gazetesi Nisan 2015 Sayısı

 “Şiddetle hedefine ulaşılan zafer anlık olduğu için yenilgiye eşittir.”
M
Gandhi

Kadına şiddet, çocuğa şiddet, doktora şiddet, öğretmene şiddet, avukata şiddet, hayvana şiddet, doğaya şiddet, sporda şiddet… Dört bir yanımız şiddet olgusuyla kuşatılmış. Toplum olarak şiddet uygulamayan ya da şiddete maruz kalmayan birey yok gibi günümüzde.

Şiddet, Dünya Sağlık Örgütü tarafından yaralanma, ölüm, psikolojik zarar ya da kayıpla sonuçlanan ya da bunlarla sonuçlanması olası, kişinin kendisine, başka bir kişiye, bir gruba ya da topluluğa karşı fiziksel şiddet ve gücün tehdit ya da fiili olarak kasıtlı kullanımı biçiminde tanımlanmaktadır.

Neden kimileri kendilerini ifade etmek için ya da sorunlarını çözmek için şiddete başvurmaktadır?

Anlayış, hoşgörü ve uzlaşma yoksunluğu, ilişki ve iletişim bozukluğu, kavram ve değer çatışmaları mıdır saldırgan davranışlara ve şiddet eylemlerine yol açan?

Sorun hem bireysel hem toplumsaldır hiç kuşkusuz. Aile, okul, akran grupları ve iş çevresi gibi içinde bulunulan kültür, şiddeti toplumsal bir olgu haline getirmektedir. Kitle iletişim araçları da özellikle televizyon ve internet üzerinde oynanan şiddet içerikli oyunlar, şiddetin toplumsal bir olgu olma özelliğini daha açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

Günümüzde bireyler ne yazık ki daha çok kendilerini merkeze aldıkları bir yaşam biçimini benimsemişlerdir. Paylaşım, empati, etkin dinleme gibi iletişim becerilerine sahip olamayan bireyler ötekilerin yaşamlarına kayıtsız kalmaktadır. Kimileyin de toplumsal yarar bekleyen bireyler şiddete başvurmaktadır.

Nitekim, bizi biz yapan toplumsal değerler aşınmıştır. Her birimiz kişisel yaşamımızla ilgili kaygılar duyar olmuşuzdur. Artık en küçük olaylarda birden “parlayıveriyoruz”. Beklenmedik bir biçimde şiddetin her türünü ya uygular ya da şiddetin her türüne maruz kalır olduk.

Durumu o denli kanıksadık ki çevremizdeki şiddeti de görmezden gelebiliyoruz artık. “Başım belaya girer.”, “Tanık olarak yazarlar” korkusuyla müdahil olmak istemiyoruz. Sabırsız bir toplum olduk ve birbirimizi çok kolay incitebiliyoruz hatta birbirimizin yaşam hakkını elinden alabiliyoruz.

Şiddete sessiz kalıyoruz. Görmezden geliyoruz. Karşı çıkmıyoruz. Böylece ilişkilerin, ilişkilerimizin hiyerarşik ve güç ilişkilerine bağlı olmasına izin veriyoruz. Sonuç olarak şiddetin toplumsal bir norm haline gelmesine neden oluyoruz. Şiddeti adeta meşrulaştırıyoruz.

Bu nedenle, toplumsal bir sorun haline gelen, saldırganlık ve ötesi şiddetin ortaya çıkmadan çözümlenebilmesi için her şeyden önce saldırgan olmama davranışının da öğrenilebilir bir davranış örüntüsü olduğunu kabul etmemiz gerekli. Sağlıklı bir toplumun bireyleri olarak sorunlarımızı şiddete yönelerek çözmeden giderebilmek için toplumsal yaşam içinde önce kendimizi tanımamız ve empati yeteneğimizi, uyuşmazlığı/çatışmayı anlamak ve çözmek ve diğer iletişim becerilerimizi geliştirmemiz gerekli. Anlaşmazlık içindeki tüm tarafları empatiyle canı gönülden dinleyerek anlayalım, birbirimizle bağlantı kurarak işbirliği zemini yaratalım ve her birimizin ihtiyacının gözetildiği ortak çözümler üretme sanatı olan “Şiddetsiz İletişim” kuralım. Nasıl mı?

“Şiddetsiz İletişim” için, haydi, iletişimciler, eğitimciler, toplumbilimciler ve ruhbilimciler görev başına! Toplumumuzun size her zamankinden daha çok ihtiyacı var!

Share.

Comments are closed.