Osmanlı’nın Son Muktedir Padişahı; 2. Abdülhamid

0

AJANS ÜNİVERSİTE

“Hasta adam” olarak adlandırılan Osmanlı İmparatorluğu’nu 33 yıl boyunca uyguladığı denge siyasetiyle savaş riskine sokmadan ayakta tutmayı başaran, ülke genelinde imar ve eğitim faaliyetleri başlatan 2. Abdülhamid, 107 yıl önce bugün tahttan indirildi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Bal, 2. Abdülhamid’in hal edilmesinin yıl dönümü nedeniyle açıklamalarda bulundu.

Abdülhamid Han’ın, Osmanlı’nın parçalanma sürecinde ve emperyalist güçlerin Osmanlı’dan pay almak için mücadele ettiği bir süreçte tahta çıktığını anlatan Prof. Dr. Bal, bu zor dönemde uyguladığı politikalar sayesinde başında olduğu imparatorluğun yıkılmasını 33 yıl geciktirdiği için bugün herkesin 2. Abdülhamid’e hakkını teslim etmesi gerektiğini söyledi.

Devlet hizmetinde çalışan Batı yanlılarını kontrol etmek üzere kuvvetli bir istihbarat teşkilatı kurduğu için Abdülhamid’in sert eleştirilere maruz kaldığını aktaran Prof. Dr. Bal, 2. Abdülhamid’in bu tedbirleri almasındaki isabetin çok geçmeden görüldüğünü kaydetti.

Prof. Dr. Bal, 2. Abdülhamid’e ilan ettirilen Meşrutiyet’ten sonra Batı ile ilişkilerin daha da geliştiğini, kamuoyu tanımının oluşmaya başladığını ve basının gücünün arttığını vurgulayarak, şu bilgileri verdi:

“O dönemde basının çok sert eleştirileri vardı. Bu da halkı çok etkiliyordu. Basının tamamıyla kontrolsüz olamayacağı görülünce sansür dediğimiz kontrol mekanizmaları oluşturulmaya başlandı. Ağır eleştireler yapan gazeteler kapatıldı. Birtakım konularda haber yapılması yasaklandı. Abdülhamid dönemine bir nevi sıkıyönetim demek mümkün. Çünkü içeride de dışarıda da çok kuvvetli bir muhalefet söz konusuydu. Abdülhamid de bu muhalefete karşı çeşitli araçları kullandı. Bu dönemin tam bir emperyalist çağı olduğunu unutmamak lazım. Bu emperyalist güçlerin Osmanlı üzerinde çok büyük baskıları vardı ve Osmanlı’dan pay almak için kendi aralarında yarışıyorlardı. Osmanlı’nın iç işlerine karışıyorlar, özellikle azınlıkları kullanarak çok büyük baskılar yapıyorlardı. Onları kullanarak yurt içinde isyanlar çıkartıyorlardı. Abdülhamid’in bu isyanları, oyunları bastırmak için istibdattan başka yapacak bir şeyi de yoktu. Eğer ‘Meşrutiyet var’ diye ortamı serbest bıraksaydı, ülkeyi 33 yıl değil, 13 yıl bile ayakta tutamazdı. Abdülhamid, işi sıkı tutmakta haklıydı. Aksi takdirde daha kısa sürede ülkenin dağıldığını görmek mümkündü. Gayrimüslim azınlıkların yanı sıra Müslüman azınlıklarda isyanlar baş göstermişti. 2. Abdülhamid, İslam birliği siyasetini takip ederek, halife olması hasebiyle Müslüman toplulukları Osmanlı içinde tutmaya çalıştı.”

“2. Abdülhamid’in Birleştirici Yanı Emperyalistleri Çok Korkuttu”

Prof. Dr. Bal, 2. Abdülhamid’in bu birleştirici yanının emperyalistleri çok korkuttuğunu ve kendisini panislamist olmakla suçladıklarını, onu köşeye sıkıştırmak için ellerinden geleni yaptıklarını dile getirdi.

Emperyalist güçlerin kışkırtmasıyla isyanlar yapan Ermenileri bastırmasından sonra 2. Abdülhamid’in “Kızıl Sultan” olarak suçlandığını vurgulayan Prof. Dr. Bal, “Oysaki 2. Abdülhamid devletin bekası için çalışıyordu. Onun yerinde kim olsa devletin birliğine karşı ayaklananları etkisiz hale getirmek durumunda. Bugün de öyle değil midir? Devlete karşı silah kullananla devlet elinden gelen mücadeleyi yapmak durumundadır. Abdülhamid’in yaptığı da budur. O dönemde çok gündeme getirilen bir diğer konu da jurnalciliktir. Abdülhamid’e karşı birtakım gizli veya açık komplolar içinde olduğu ileri sürülen şahsiyetleri mektuplar ve gizli jurnallerle haber veren birtakım adamlar çıkmıştır. Bunların bazıları doğrudur, bazıları asılsızdır ama Abdülhamid’in o dönemde yararlandığı bir şeydi jurnaller. Her devlet bu yöntemleri kullanmıştır, Abdülhamid’in de yaptığı budur” diye konuştu.

Prof. Dr. Bal, 31 Mart Vakası’ndan sonra hal kararının azınlıklardan oluşturulan bir heyet tarafından iletilmesinin büyük bir acı olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:  “2. Abdülhamid, uzun bir süre devletin başında kalmış muktedir bir padişahtır. Bugün bir kısım, Abdülhamid için ‘Ulu Hakan’ bir kısım ise ‘Kızıl Sultan’ der. Oysa Abdülhamid muktedir bir hükümdar olarak o dönemde devleti için elinden geleni yaptı. Baskıcı bir yönetim kurmuşsa da bunu da mecburiyetten yapmıştır. O dönemde kurunun yanında yaş da yanmış olabilir ama ne Kızıl Sultan ne de Ulu Hakan. Her şeye rağmen önemli bir hükümdardı. Devleti en zor zamanında bu kadar dirayetle yönetmiş olması onu böyle değerlendirmemizi gerektiriyor. Onun hakkını teslim etmeliyiz.”

Kaynak: AA

Share.

About Author

Comments are closed.