Kadının Adı Var mı ?

0

Prof. Dr. Nilüfer Sezer – İletim Gazetesi Ağustos Sayısı

6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da şiddet, “Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı”; kadına yönelik şiddet ise, “kadınlara, yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan ve Kanun’da şiddet olarak tanımlanan her türlü tutum ve davranışı”  ifade eder.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) kadına yönelik şiddeti, “Cinsiyete dayanan, kadını inciten, ona zarar veren, fiziksel, cinsel, ruhsal hasarlarla sonuçlanma olasılığı bulunan, toplum içerisinde ya da özel yaşamında ona baskı uygulanması ve özgürlüklerinin keyfi olarak kısıtlanmasına neden olan her türlü davranış” şeklinde tanımlamıştır. Daha sonra bu tanıma, kadını ekonomik gereksinimlerden yoksun bırakarak uygulanan akçasal şiddet de dâhil edilmiştir.

BM Kadınlara Yönelik Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’ne (CEDAW) göre, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, “bir kadına sırf kadın olduğu için yöneltilen ya da oransız bir şekilde kadınları etkileyen“ şiddettir. Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi, önsözünde, kadınlara yönelik şiddeti, “erkekler ve kadınlar arasındaki eşitlikçi olmayan güç ilişkilerinin tarihsel bir göstergesi” ve “erkeklerle karşılaştırıldığında kadınları zorla bağımlı bir konuma sokmanın çok önemli toplumsal mekanizmalarından biri” olarak tanımlar.

Toplum tarafından kadına yönelik şiddet yalnızca fiziksel şiddet olarak algılansa da, gerçekte aile içinde kadına yönelik şiddetin psikolojik, cinsel ve akçasal/ekonomik  görünümlerine de ne yazık ki sıklıkla tanık olmaktayız.

İtip kakmak, tartaklamak, tokatlamak, tekmelemek; kesici ve vurucu aletlerle bedene zarar vermek; sağlıksız koşullarda yaşamaya mecbur bırakmak; sağlık hizmetlerinden yararlanmasına engel olmak suretiyle bedensel zarara uğratmak, kadına uygulanan fiziksel şiddetin farklı görünümleridir.

Evli olduğu kişi bile olsa, kadını istemediği yerde, zamanda ve biçimde cinsel ilişkiye, çocuk doğurmaya/doğurmamaya mecbur etmek; fuhuşa zorlamak; cinsel organlarına zarar vermek; cinsel yolla hastalık bulaştırmak da cinsel şiddetin farklı şekilleridir.

Ayrıca, bağırmak, korkutmak, küfretmek, tehdit savurmak, hakaret etmek, eve kapatmak, küçük düşürmek, lakap takmak; kadının nasıl giyineceği, nereye gideceği, kimlerle görüşeceği konusunda baskı yapmak; öfkesini çocuklardan çıkarmak, silah göstermek, kadına uygulanan psikolojik şiddet biçimleridir.

Son olarak, kadının para harcamasının kısıtlanması; çalışmasına izin verilmemesi; zorla çalıştırılması; ekonomik konulardaki kararların erkek tarafından tek başına alınması; kadının parasının elinden alınması; iş yerinde olay yaratmak suretiyle kadının işten atılmasına neden olunması; kadının iş bulmasını kolaylaştırıcı becerileri geliştirecek etkinliklerin engellenmesi de akçasal şiddet unsurlarıdır.

Kültürel, yasal, akçasal ve siyasal etkenler, kadına uygulanan şiddeti hazırlayan ve pekiştiren etkenler arasında sayılmaktadır. Kadına yönelik şiddet yalnızca ülkemizde değil tüm dünyada ciddi bir toplumsal sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünyada kadınların % 49’u  psikolojik şiddet görerek yaşamlarını sürdürmektedir. Kırsalda yaşayan kadınların % 41’i, şehirde yaşayan kadınların % 27’si, evliliklerinde en az bir kez fiziksel şiddete maruz kalmaktadır. Söz konusu şiddetin % 95’i ise çiftlerin yaşadıkları evde (aile içinde) meydana gelmektedir. Kadınların % 36’sı, hamilelikleri sırasında şiddete maruz kalmaktadır. Fransa’da her ay 6 kadın, İngiltere’de her ay 8 kadın ve Finlandiya’da her yıl 27 kadın aile içi şiddet nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Türkiye’de, yargıya intikal eden, töre cinayetlerine kurban giden kadın sayısının, 2000-2004 yılları arasında 54 olduğu belirtilmektedir. Son 9 yılda kadın cinayetleri % 1400 oranında artmıştır. Her gün ortalama 4-5 kadın bir erkek/erkekler tarafından öldürülmektedir. 2014 ilk 9 ayında 207 kadın cinayeti işlendi.

Şiddete maruz kalan kadın genellikle, tekrarlamayacak; kocam beni seviyor, bana zarar vermek istemez; yaşadıklarımı kimseye anlatmamam gerekiyor; çocuklarımın iyiliği için kabullenmeliyim; yapabileceğim bir şey yok; hak etmiştim; bu benim kaderim şeklinde düşünmektedir.

Bu bir yana şiddete maruz kalan kadın pek çok şekilde etkilenir: Duygusal olarak yalnızlık, utanma durumu; başarısızlık duygusu; suçluluk, yetersizlik, değersizlik hissi ve düşük benlik saygısı; yeme bozuklukları; konsantrasyon güçlüğü; düşük özgüven; madde bağımlılığı; fiziksel şiddete bağlı olarak sağırlık, yaralanmalar, dişlerini kaybetme, kemik kırıklıkları, çürükler, bu tür etkilenmeler arasında ilk akla gelenlerdir.

Günümüzde kadına yönelik şiddetin bu denli artmasının nedenleri arasında, yaygın inanışların kesinlikle büyük rolü bulunmaktadır: Aile içinde kadına yönelik şiddet abartılan bir sorundur; aile içinde kadına yönelik şiddet sadece aileyi ilgilendiren bir meseledir; aile içinde kadına yönelik şiddet zamanla kendiliğinden sona erer; alkol ve madde bağımlılığı, kadına yönelik şiddetin nedenidir; kadına şiddet uygulayan erkekler, şiddet davranışını kontrol edemez, buna engel olamazlar; aile içinde kadına yönelik şiddet çoğunlukla düşük gelirli ailelerde yaşanır; şiddet uygulayan erkekleri de kadınlar yetiştirmektedir, bu sorun kadınlardan kaynaklanmaktadır; çocuk olursa şiddet biter; aile içinde şiddet gören kadın bunu ister, hak eder vb. Bunlar, 21. yüzyılın “çağcıl”  insanına yakışmayan, onlarca nedenden yalnızca birkaçı…

Sonuç olarak, kadına yönelik şiddetle savaşım önemlidir çünkü kadına yönelik şiddet en yaygın insan hakları ihlalidir; kadına yönelik şiddet suça eğilimi arttırır; kadına yönelik şiddet toplumsal ve akçasal kalkınmaya engeldir; kadına yönelik şiddet toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının önündeki en temel engellerden biridir.

T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bu bağlamdaki mevzuat çalışmaları arasında, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi: İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun gösterilebilir.

İstanbul Sözleşmesi, ülkemizde 8 Mart 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşme’yi parlamentosunda çekincesiz olarak onaylayan ve yürürlüğe koyan ilk ülke Türkiye’dir.

Bugün itibariyle söz konusu sözleşme 32 ülke tarafından imzalamış ve 5 ülkede onaylamıştır. Konu hakkındaki tek uluslararası sözleşmedir. Sözleşmede, kadına yönelik şiddetle mücadele, önleme, koruma, cezalandırma ve politika geliştirme boyutlarıyla yer almıştır.

6284 Sayılı Kanun ise 08 Mart 2012 tarihinde, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiş olup, 20 Mart 2012 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. İstanbul Sözleşmesi’nin yansımalarını içeren Kanun, kapsamı, uygulama alanı ve amacı; şiddeti önlemeye ve şiddete karşı korumaya yönelik koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınması ve uygulanmasına yönelik usul ve esasları düzenleyen maddeleriyle kadına yönelik şiddetle savaşımı bir üst düzeye taşımıştır.

Kadına yönelik şiddet, bir kadın sorunu değil, toplumsal bir sorundur. Kadına yönelik şiddetle savaşımda köklü ve gerçekçi bir çözüme ulaşabilmek için kolluk, adalet, sağlık, sosyal hizmet, çalışma gibi birçok sektörün; devlet, sivil toplum, medya ve özel sektör gibi birçok tarafın bütüncül yaklaşım temelinde, uzun soluklu ve kararlı savaşımı gereklidir.

Kadına yönelik şiddette kimi kadınlarımız için kurtuluş ne yazık ki ölümdür. Oysa kadınsız bir dünya olanaklı mıdır? Bizi biz kılan kadınlarımız değil midir? Gelin kadınlarımız için el ele verelim ve hep birlikte kadınlarımızı, kızlarımızı içine sürüklendikleri bu karanlık yoldan kurtaralım. Kadınlarımızı, kızlarımızı özgür kılalım. Onlara borçlu olduğumuz insan haklarını, maddi ve manevi bütünlük hakkını, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını, ifade özgürlüğü, eğitim ve çalışma haklarını geri verelim.

Kadınlarımızla, kızlarımızla, hep birlikte aydınlık günlere erişmek ümidiyle…

Diğer Yazıları :

Reklam Var Reklamdan İçeri
Minicik Bedenimin, Minicik Yüreğimin Sesi Ol!
Mezunlarımızla Daha Güçlüyüz

Share.

Comments are closed.