“Kadına Karşı Şiddet ve Önlenmesi Konferansı” Gerçekleştirildi

0

AJANS ÜNİVERSİTE- Gözde AVCI

 

“Kadına Karşı Şiddet ve Önlenmesi Konferansı “Gerçekleşti

 

DSC_0549

İstanbul Üniversitesi Uluslararası Hukuk Kulübü’nün 20’inci      Etkinlikleri dolayısıyla İnsan Hakları Komisyonu’nun hazırladığı  “Kadına Karşı Şiddet ve Önlenmesi Konferansı” İstanbul  Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Konferansa Hukuk fakültesi hocalarından Prof.Dr.Bengi Semerci,  Doç. Dr. Arzu Arıdemir, Yard. Doç. Dr. Gülay Arslan Öncü, Araş. Gör.  Tuba Kelep Pekmez ve Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfından Av.  Çiğdem Hacısoftaoğlu, Türkiye İnsan Hakları Kurulu’ndan Av. Fatma  Benli ve Mor Çatı Evi gönüllüsü Sosyolog Açelya Uçan katıldı.

 

 

 

 

DSC_0579

 

 

 

 

 

 

 

 

İlk oturum Prof. Dr. Bengi Semerci’nin başkanlığında başladı. Bugün burada, kadını korumak adına hazırlanmış ve 8 Mart 2012 yılında yürürlüğe giren 6284 sayılı  kanunu,  o kanun nasıl işlediğini, niye gerek duyulduğunu konuşacaklarını belirten Semerci, sözlerine şöyle devam etti:  “Her ne kadar kanunun adı çıkarken ailenin korunması olarak çıktıysa da bu sadece aile içi şiddet olayı değil.  Dolayısıyla bu kadın olmasına yönelik kadın olmasından dolayı uygulanan şiddetten bahsediyoruz. Kanunlar  yapılır, uygulanır uygulanmaz ama en önemlisi şey erkek bakışını erkek zihniyetini değiştirecek bir şeyler  yapmak ki bunun da kanunlarla olabileceğini sanmıyorum” dedi.

 

DSC_0515

Şiddet Öğrenilmiş Bir Kod

DSC_0512 Şiddetin öğrenilmiş bir kod olduğunu söyleyen Türkiye İnsan Hakları Kurulu’ndan Av. Fatma Benli,  Birleşmiş Milletlerin verilerinde 14 ile 42 yaş aralığındaki kadınların eşleri yada erkek akrabaların tarafından  ölüm yada yaralanma oranlarının bütün dünyada açlıktan ve savaştan dolayı ölen kadın sayısından daha fazla  olduğuna dikkat çekti ve devam etti: “Devletin bir organı olan kadın statüsünün 2008’deki yaptığı bir  araştırma Türkiye’de şiddete uğrayan kadın oranının yüzde 39 olduğunu gösteriyor. Bu da niye 6284 sayılı  kadına ve ailenin korunmasına karşı bir yasanın var olduğu gerçeğini açıklıyor. Her hamile 10 kadından  birinin şiddete uğradığını ifade ediyor. Şiddete uğrayan kadınların intiharı düşünme oranı yüzde 33. Şiddet  cezasız kaldığı için sürekli tekrarlandığı için etkileri çok daha ağırdır. Üstelik annesinin şiddete maruz  kaldığını görerek büyüyen bir erkek çocuğun, şiddeti uygulama ihtimali yüzde yüz artar. Yaşanan şiddette  ilerleyen aşamalarda sözlü şiddet, maddi şiddet, dışarı çıkartılmama gibi yanıltma tarzı değil; bizzat fiziksel  şiddete en uç örneklerde de yaşam hakkının ihlali olan öldürmeyle sonuçlanıyor.

 

 

Kanunda Şiddetin Tanımlanması Çok Önemli

DSC_0520 Araş. Gör. Tuba Kelep Pekmez, kadının şiddet gördükten sonra mümkün olduğunca adli sistem içine  sokulmadan, o mağduriyetin tekrarlamasının önlenmesi suretiyle bu şiddetin ortadan kaldırılması ve  şiddetin tamamen Türkiye’den yok edilmesi öngörüldüğünü belirtti ve sözlerini şu şekilde sürdürdü: “  Kanunda dikkat çeken noktalardan biri tanımlarda getirilen bir şiddet tanımı var. Kanunda şiddetin  tanımlanması çok önemli bir husustur. Çünkü yapılan araştırmalara baktığımızda Türkiye’de şiddetin  fiziksel şiddet olarak algılandığını görüyoruz. Bir kadın kocası tarafından maaşı elinden alındığında bunu  bir şiddet olarak algılamıyor ve bir şey yapması gerektiğini düşünmüyor. 6284 sayılı kanuna  baktığımızda fiziksel şiddetin yanında psikolojik ekonomik ve sözel şiddetin de (kişiye hakaret edilmesi,  parasının alınması, bir takım özgürlüklerinin kısıtlanması vs.) şiddetin tanımı kapsamına alındığını  görüyoruz” dedi.

 

 

 

Uygulamanın Adı Var Altyapı Yok

DSC_0537 İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi başkan yardımcısı Av.Afet Gülen Köse, şunları söyledi:

“6284 sayılı yasanın ilk şekli 1999’da 4320 sayılı yasa ile kabul edilmişti. Sıkıntılı yanı ise medeni  durumuna bakılmaksızın kadını korumamız gerekmesine rağmen orada biz sadece resmi nikahlı evli  kadınları koruyabiliyorduk. Bu şiddeti önlemek açısından gerçekten çok yoksun kalmış bir  uygulamaydı.  Uygulamada sorunlar  yaşıyoruz. Örneğin ,elektronik kelepçe yöntemi takip hususu var  ama İstanbul’da altyapısı olmadığı için işlemiyor. Altyapısı kurulmadan yasalar konuluyor . Biz yaptık  oldu demek yeterli değil. Farkında olarak toplumsal cinsiyetçi bakış açımızı kendi hayatlarımızda yok  etmemiz gerekiyor.”

 

 

 

 

Şiddetin Kökenleri Araştırılmalı

DSC_0576 Doç. Dr. Arzu Arıdemir’in başkanlığında gerçekleştirilen konferansın ikinci oturumunda ilk sözü Yard. Doç.  Dr. Gülay Arslan Öncü aldı.

Sözlerine, kadına karşı şiddet sadece hukuk çerçevesinde halledilebilecek bir mesele olmadığını, şiddetin  kökenlerinin araştırılması gerektiğini vurgulayarak başlayan Öncü, şöyle devam etti: “Erkekler niye şiddete  başvuruyor ve ağırlıklı olarak da kadınlardır şiddet mağduru. Tabi bu erkeklerin şiddetin mağduru olmadığı  anlamına gelmiyor. Erkeklerin de şiddetin mağduru olduğunu görüyoruz. Unutulmaması gereken bir kategori  çocuklar. Çoğu zaman çocuk da kadınla birlikte şiddete maruz kalmakta ya da kadın şiddete maruz kalırken  çocuk bunun tanıklığını yapmaktadır. 2008 tarihli araştırmaya göre eğitim seviyesi yükseldikçe maruz kalma  riski azalıyor. İlk kez AİHM bir kararında, kadının şiddete maruz kalmasını bir ayrımcılık olarak nitelendirdi.    Yani Türk yargı sistemin kadına karşı ayrımcı bir tavrı olduğunu ortaya koydu.”

Çocuk evliliklerin de kadına karşı şiddet biçimi olduğunu belirten Öncü,şu tespitlerde bulundu:  “Birleşmiş  Milletler nüfus fonu verilerine göre 2011-2020 arasında 140 milyon kız çocuğunun evli olması bekleniyor. Şu  andaki çocuk evliliklerinin düzeyi korunacak olursa bir azalma olmazsa bu her gün 39 bin kız çocuğunun evlenmesi anlamına geliyor. Bu 140 milyon kız çocuğunun 50 milyonun 15 yaş altında olması bekleniyor. 2011 yılında 20 bin aile mahkemesine başvurarak 16 yaşındaki kızlarının evlenmesi için mahkeme kararı çıkarmıştır. Evlilik mevzuatında 18 yaştır 17 yaş aile 16 yaş mahkeme kararıdır. Çocuk evlilikler meselesi kız çocuğunun birçok hakkını ortadan kaldıran bir durumdur. “

 

Şiddetin Kaynağı Fiili Eşitsizlik

DSC_0594 Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfından Av Çiğdem Hacısoftaoğlu, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı  90’lı yıllarda kurulmuş feminist bir örgüt olduğunu, 80 darbesinden sonra ilk sokağa çıkış  eyleminin kadınlarla olduğunu ifade etti. Ve bu sokağa çıkışın bir hukukçu sayesinde olduğunu  belirterek şöyle devam etti: “Bir hakim kadının boşanma davasını ‘ kadının sırtından sopayı  karnından sıpayı eksik etmeyeceksin’ diye reddetmiş bunun üzerine kadınlar 80’li yılların ilk  sokağa çıkışını ve yürüyüşünü yapmışlardır. Türkiye’deki kadın hareketi 87 yılında dayağa  karşı kampanyayla 90’lı yıllarda bedenimiz bizimdir kampanyasıyla olmuştur. Yasaları ne  kadar değiştirirsek değiştirelim önemli olan siyasi iradenin bu konuda gerçekten şiddetin  kaynağını kadın erkek arasındaki fiili eşitsizlik olduğunu kabul ederek geleneksel rolleri  pekiştirmeyen bir söyleme sahip olması”. 6284 yasa ile gizlilik maddesi getirildi can güvenliği  tehdidi altındaki kadınların resmi kayıtlarda adreslerinin gizlenmesi gerektiğini ama her  durumda adreslerinin deşifre olduğunu ve kimsenin gizli kayıt uygulamasını bilmediğini  ekledi.

 

 

Önemli Olan Yasaların Uygulanmasıdır

DSC_0603 Mor Çatı Evi gönüllüsü Sosyolog Açelya Uçan ise, şiddetin kaynağını patriyarka, yani erkek  egemenliği olduğunu ve bunun ürettiği bir sürü mekanizma olduğunu anlatarak şu açıklamalarda  bulundu: “Eğitimli erkekle eğitimsiz erkeğin uyguladığı şiddetin yöntemleri birbirinden farklı  oluyor. Örneğin, bir tıp profesörünün karısına şiddet uyguladıktan sonra onu buz dolu küvete  yatırması gibi. Ne yazık ki eğitim bildiğimiz anlamda üniversite eğitimi buna engel olmuyor. 12  yaşından büyük erkek çocuğu olan kadınlar sığınaklara alınmıyor. Çocuklarını da kuruma vermek  istemiyorsa kadınlar şiddet ortamında kalmaya devam ediyor. Yasayla beraber eğer sizin 12  yaşından büyük çocuğunuz varsa devlet size bir ev tahsil eder maddesi getirildi. Ama ev tahsis  edilmiyor. Bütçe sorunca bütçe yok, evi nereden tutacak, kim tutacak kimsenin fikri yok. Yasa  yapılıyor ama kim uygulayacak bilinmiyor” dedi.

Share.

About Author

Comments are closed.