Biri Yazar, Biri Çözer

0

AJANS ÜNİVERSİTE – Erhan ERKİP

İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü tarafından düzenlenen “Polisiye Edebiyat ve Adli Bilimler Buluşmaları” kapsamında ünlü polisiye yazarı Ahmet Ümit ve uzman adli tıp profesörü Prof. Dr. Faruk Aşıcıoğlu bir araya geldi. Prof. Dr. Aşıcıoğlu’nun sorularını yanıtlayan Ahmet Ümit, hikayelerine ve yazarlığına değinirken, Aşıcıoğlu bunların bir kısmını adli boyutuyla inceledi.

Prof. Dr. Aşıcıoğlu’nun “Hikayelerinde delil açısından parmak izleri gibi klasik delilleri kullanıyorsun. Adli tıp teknolojisinin ilerlemiş halini hikayelerine yedirir misin? Yoksa fazla adli teknoloji okuyucunun canını mı sıkar” sorusuna Ahmet Ümit “Hayır sıkmaz. Amerika’da bunları yapan yazarlar var ama ben bunu yaparken çekiniyorum. Çünkü halkımızın düşünme tarzı polisiyeye göre değil. Biz biat etmeye ve gizemi kendimiz çözmektense, bize söyleneni duyup rahat etmeye yöneliğiz. Ayrıca bilimsel öğeler okur için dikkat dağıtma durumuna sebep olabilir. Bununla birlikte son adli teknolojilerin ağırlıkta olduğu CSI(Olay yeri inceleme) dizilerini izleyen kesimler, üniversiteliler veya beyaz yakalılar. Ana akım kanallarda da yayınlanmıyorlar üstelik. Çünkü şansları yok. Ana akımda ‘Arka Sokaklar’ izleniyor. Onda da hiç sürpriz yok. Fakat benim okurum her kitapta daha fazla adli teknoloji görmek istiyor. Bu vesileyle sizinle işbirliği yaparak romanlarıma yedirmek isterim” diye yanıtladı.

“Romanlarımda katilin kim olduğu değil, neden öldürdüğü önemli”

Kendi yazarlığının farklarından bahseden Ahmet Ümit, Picasso’yu örnek olarak göstererek onun farklı bir anlatım biçimi bulduğunu ortaya koydu. Agatha Christie ve Sir Arthur Conan Doyle gibi sevilen polisiye yazarlarının yazdıkları gibi yazdığı takdirde bir değeri olmayacağını, taklit etmek istemediğini belirtti. Bu coğrafyada yaşamış ve büyümüş birisi olarak şanslı olduğunu ve yeni şeyler denemek istediğini söyleyen Ahmet Ümit, katilin kim olduğundan ziyade neden öldürdüğü üzerinde durduğunu belirtti ve bunu yaparken ülkedeki sosyoekonomik durumun, dinin, tarihin ve kültürün incelenebildiğini aktardı. “Eseri, eser yapan benzersizliğidir” diyen Ahmet Ümit; eserlerinin çok satıldığını, dizi ve filmlerinin çekildiğini, bununla birlikte Nobel ödülü bile alsa kendisini iyi bir yazar yapmayacağını; ancak öldükten yüz yıl sonra bile okunursa kendisinin iyi bir yazar olacağını belirtti.

“Her çeşit insanı, kültürü ve suçu barındırdığı için İstanbul favori şehrim”

Ahmet Ümit polisiye yazma sebebini “Polisiye yazmak çok eğlenceli çünkü hayat çok sıkıcı, hayatta bize heyecan verecek şeyler bulmak lazım. Bu yüzden polisiye yazıyorum. Aslında bu sıkıcılıktan kaçıyorum. Ama kaçarken hakikati kaybetmek istemiyorum” diyerek belirtti. Ardından Ahmet Ümit “İlk polisiye Edgar Allen Poe’nun ‘Mor Sokağı Cinayeti’ olarak bilinir; ama değildir. İlki Tevrat’taki, Kabil’in Habil’i öldürmesi ve gömmesidir. Benim roman anlayışım insan ruhunu anlatmak içindir. Ustam William Shakeseare’in ‘Hamlet’ ve ‘Machbet’ oyunları polisiye olarak oynanabilir. İkinci ustam Dostoyevski, insan ruhunu anlatırken cinayeti kullanır. O da öldürür ama sonunda insan ruhu ve vicdanı ortaya çıkar. Onlardan farkım bende kurgu da var ve en güzel coğrafyada yaşıyoruz” dedi.

SONY DSC

“Hangi dil, ideoloji insanları birbirine benzetmeye çalışıyorsa; o yıkılmaya mahkumdur. İnsan farklı olmak ister. Çeşitlenmeli zaten. Örnek olarak seri katiler. Kendini göstermek ister. Ben naçizane; cinayetlerden yola çıkarak insan ruhunu anlatmaya çalışıyorum” diyen Ahmet Ümit; “Bizde demokrasi, hepimiz birbirimize benzediğimiz için mi gelişmiyor?” sorusuna cevap olarak eski imparatorluklardan bahsetti. Hititlerden Roma’ya, Roma’dan Osmanlı’ya neredeyse tüm imparator ve padişahların, yani iktidarın, kendilerinin tanrıdan emir aldığını, yeryüzündeki gölgesi gibi gösterdiğini belirtti. “Ancak Fransız Devrimi ile bireyler ve vatandaş algısı ortaya çıkıp yükseldi. Bunu sürdüren Atatürk ve ondan sonra İnönü, Menderes, Özal ve Erdoğan yine de aynı şekilde algılandı. Bu kul kültürüdür” diye cevapladı.

Son olarak Ahmet Ümit “Gerçek suçları yazmak istemem. Hayali insanları öldürmek daha iyidir. Gerçeğini yazmak çok acı, vicdani boyutu da büyük sorun. Ben romanlarımda öldürmeyi savunmam; bu acizliktir. Cinayeti özendiren tavrı ahlaki bulmuyorum. Kitaplarımdaki amacım insanları cinayetten uzaklaştırmak. Bu yüzden katili çok acı ve pişman duruma düşürüyorum” dedi. Sevdiği yazarlara da değinen Ahmet Ümit bunları Agatha Christie, Sir Arthur Conan Doyle, Georges Simenon ve Umberto Eco olarak sıraladı. Özellikle Eco’nun “Gülün Adı” ve “Foucault Sarkacı” adlı romanlarını çok sevdiği, kendi metnine yakın bulduğunu belirtti.

Share.

About Author

Comments are closed.